İçsel Bir Merakla Başlayan Yolculuk
Bir insan olarak bazen günlük yaşantımızda belirsizliklerle, cevap bekleyen sorularla yüzleşiriz. Bir kelimenin, bir kararın ya da bir ifadenin ardında yatan anlamı anlamaya çalışmak; yalnızca zihinsel bir çaba değil, aynı zamanda duygularımızı, algılarımızı ve insan etkileşimini sorgulatan derin bir süreçtir. “Hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ne demek?” gibi bir hukuki ifadeyi mercek altına almak, sadece yasal bir tanımı değil, bu tür kararların zihinsel, duygusal ve sosyal etkilerini de düşünmeyi gerektirir. Her bireyin hukuki sürece yaklaşımında farklı bilişsel süreçler iş başındadır: belirsizlikle başa çıkma, mantıksal analiz, sosyal normlara uyum arayışı ve duygusal zekâ ile kararların içeriğine verdiğimiz anlam.
Bu yazıda, bu hukuki kararı benzerleriyle karşılaştırarak, psikolojik çerçeveden — bilişsel, duygusal ve sosyal etkileşim perspektifleriyle — ele alacağız.
Bilişsel Perspektif: Zihnimizdeki Karar Mekanizmaları
Bilişsel psikoloji, insanların nasıl düşündüğünü, bilgi işlediğini ve anlamlı kararlar verdiğini inceler. Bir hukuk terimini ilk kez duyduğumuzda, beynimiz otomatik olarak benzer kavramlarla ilişkilendirme yapar.
“Hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar” ifadesi, hukuk sisteminde esas hakkında hüküm verilmesinin gerekmeyeceğini ifade eden bir tür karardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde mahkeme, dava konusu hakkında esasla ilgili bir hüküm vermeye gerek kalmadığını hükmeder. Bu, yargılamanın esasına girilmeden davanın sona erdiği bir durumu tanımlar: yani uyuşmazlık sürse bile, süreç artık mahkeme kararına gerek duymayacak kadar çözümlenmiş ya da değersiz hale gelmiştir. ([Arabulucu Avukat Özlem Özkök][1])
Bilişsel olarak karşılaştırma yapıldığında, bu karar ile “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar” arasında fark vardır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı daha çok soruşturma sürecinde yeterli delil veya şartların olmaması hâlinde kamu davası açılmamasını ifade eder. ([akbulutlegal.com][2])
Bir insanın zihni, belirsizliklerden hoşlanmaz. Bu nedenle ilk karşılaşılan terimlerle eşleştirme, kavramsal benzeşim ya da ayrım yapma eğilimindedir. İşte burası bilişsel çerçevenin devreye girdiği yerdir: zihnimiz, veriyi tanımlamak için etiketler arar, benzerliği ve farklılığı kodlamaya çalışır.
Algı Biçimlerinin Rolü
Bilişsel psikolojiye göre; yeni bir terim karşısında zihinsel şemalar devreye girer. Birçok insan “karar” kelimesini otomatik olarak “tüm soruşturmaların bittiği ve hükmün verildiği” bir süreçle ilişkilendirir. Oysa “hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar”da mahkeme esasa ilişkin karar vermez; sadece yargılamanın gereksiz olduğu sonucuna ulaşır. ([Arabulucu Avukat Özlem Özkök][1])
Bu durum, zihinsel temsil ve tanım süreçlerini etkiler: aynı terim farklı kaynaklarda farklı bağlamlarda kullanıldığında algı farklılaşır. Bu da belirsizlik, zihinsel yük ve karar verme süreçlerinde çelişki yaratabilir.
Duygusal Perspektif: Kararın İçsel Yankısı
Psikolojik bir bakış açısından, hukuki kararlar yalnızca metinsel bir ifade değildir. Özellikle taraflar üzerinde güçlü duygusal etkileri olabilir. “Hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar”, davanın esası hakkında doğrudan bir hüküm oluşturmaz; bu da taraflarda belirsizlik ve tatminsizlik yaratabilir. Bir mağdur, haklı olduğunu düşündüğü bir hususta esaslı bir hüküm duymadığı için bu kararı duygusal olarak yetersiz bulabilir.
Psikolojide duygusal zekâ, bireyin kendi duygularını tanıma, anlama ve yönlendirme kapasitesidir. Bu karar türüyle karşılaşan biri, örneğin şunları hissedebilir:
- Adalet duygusunda eksiklik
- Belirsizlik ve kaygı
- Öfke veya hayal kırıklığı
- Hukuki sürecin anlamsızlaştığı hissi
Bu duygusal tepkiler, bireylerin kararları nasıl değerlendirdiğini şekillendirir ve hukuki süreçle ilgili davranışsal tepkilere dönüşebilir.
Bilişsel-Duygusal Etkileşim
Bilişsel ve duygusal süreçler iç içe geçer. İnsanlar hukuki bir kararla karşılaştığında önce zihinsel bir çerçeve oluşturur, ardından bu bulguları duygusal anlamlandırma mekanizmalarıyla değerlendirir. Örneğin, bir uyuşmazlık sona erdiğinde mahkemenin “esasa ilişkin karar vermeye yer olmadığına” hükmetmesi, taraflarda “adeta davam kayboldu” hissi uyandırabilir.
Bu algı, bireylerin sosyal çevrelerinde paylaşım biçimlerini de etkileyebilir. Bir kişi bu kararı sosyal medya üzerinden paylaşırken, hukuki terimi basit bir “mahkeme durduruldu” ifadesine indirger ki bu, yorumlarda daha büyük duygusal patlamalara neden olabilir.
Sosyal Psikoloji Boyutu: Grup Davranışı ve Etkileşimi
Sosyal psikoloji, bireyin davranışının sosyal bağlamda nasıl şekillendiğini inceler. Bir hukuki terim etrafında oluşan grup etkileşimleri, bireylerin karar yorumlarını kolektif hale getirir. Özellikle toplumsal adalet duygusu güçlü olduğunda, “hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar” çevresel faktörlerle daha dramatik algılanabilir.
Sosyal etkileşim, kararın sosyal ortamda tartışılmasını, medyada nasıl yankı bulduğunu ve bireylerin bu karara verdiği tepkilerin üst üste binmesini sağlar. Bir kişi, kendi deneyimiyle bu kararı eşleştirerek çıkarımlar yapmaya çalışabilir: “Eğer mahkeme esasa dair hüküm vermediyse, bu benim gibi insanlara bir adalet sunmuyor.”
Bu tür düşünce süreçleri, sosyal normlara ve grup etkilerine dayanır. Grubun ortak algısı, bireyin kişisel duygularını pekiştirebilir ya da tersine tepkiler doğurabilir.
Çelişkiler ve Bilişsel Uyumsuzluk
Sosyal psikolojide bilişsel uyumsuzluk, iki zıt inanış arasında duyulan içsel rahatsızlıktır. Bir kişi adalet ararken mahkemenin esasa ilişkin hüküm vermediğini duyduğunda, zihinsel uyumsuzluk ve duygusal rahatsızlık yaşayabilir. Bu durum, hukuk sistemiyle ilgili genel bakış açısını da etkileyebilir.
Örneğin, bir taraf “Mahkeme benim suçsuzluğumu onaylamadı ama hüküm de vermedi” gibi çelişkili bir ifade içinde hissedebilir. Bu duygusal ve bilişsel çelişki, bireyin hukuk sistemine olan güvenini zedeleyebilir.
Sonuç: İçsel Deneyim ve Dışsal Yansımalar
“Hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ne demek?” sorusunu sadece hukuki tanımla sınırlamadan ele almak, bize insanların nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve sosyal bağlamda nasıl etkileşime girdiğini anlamak için fırsat sunar:
- Bilişsel süreçler, zihinsel şemalarla tanımlama yapar ve belirsizliği çözmeye çalışır.
- Duygusal süreçler, adalet arayışının neden olduğu duygusal tepkileri şekillendirir.
- Sosyal etkileşimler, bireysel algıları toplumsal normlarla harmanlayarak geniş yankılar oluşturur.
Bu bakış açısı, yalnızca hukuk terimlerini öğrenmekle kalmaz, aynı zamanda insan davranışlarının ardındaki psikolojik süreçleri de derinlemesine anlamamıza yardımcı olur. Okuyucuya son bir düşünce sorusu bırakmak gerekirse: Bir hukuki karar size neyi anlatır — sadece metni mi, yoksa arkasındaki insan deneyimini de mi?
[1]: “Karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm ile davanın konusuz kalması …”
[2]: “Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar Ne Demek? – 2026”